Olduğu Gibi Bölüm 1

“Sorun sen değilsin…”

Nasıl olsa, cümlenin nasıl tamamlanacağını biliyordu. Bir mucize olmasını beklemek yerine kırmızı düğmeye bastı. Telefonun tekrar çalmasını bekledi. Umudunu yitirip ağlamaya başladığı sırada, banyoda, soğuk suyun altındaydı; vücudunu sertleştiren suyun içeri sızıp kalbini dondurmasını diliyordu.

Banyodan çıkınca telefonundaki rehberden son konuştuğu numarayı sildi. Ardından hızla bir başka numarayı tuşladı.

Beşiktaş sahilinde öğle yemeği sonrası, çaylarını içen kalabalık grubun masasındaki telefonlarından bir çalmaya başladı. Telefonun sahibi ekrandaki isme baktı. “Selim” yazıyordu. Cevap vermeden önce kalkıp, biraz uzaklaştı.

“Selim bey?”

“Öğle yemeğini böldüm galiba”

“Evet evet. Sağolun siz nasılsınız?”

“Bora! Lütfen rahat konuşabileceğin bir yere geç”

Bora neredeyse cafenin dışına kadar yürüdü. Ardından:

“Ayrıldınız mı?”

Sorduğu sorunun cevabını  biliyordu aslında.Selim’in titreyen sesinden belliydi. Bu sırada gerçeğin yüzüne çarptığını hisseden Selim ağlamaya başladı.

“Selim…Saat 13:24.Tam 4 saat 6 dakika sonra senin evin yolunu tutmuş olacağım”

Telefonu kapatıp cebine koyarken hem Selim’e, hem de işe dönmek zorunda oluşuna kızıyordu.

İstiklal Caddesi’ndeki öğrencilerin çoğaldığını farkettiğinizde saatinize bakmadan zamanı tahmin edebilirsiniz.Aynısı bankacılar için de geçerlidir ancak bir farkla!

Onları öğle saatlerinde görmek kötüye işarettir. Çünkü yemek yiyebileceğinizi sakin bir yer bulmanız neredeyse imkansızdır. Klonların saldırısı başlamıştır ve artık nereye bakarsanız yemek yiyen takım elbiseli erkekler görürsünüz. Üçerli ya da dörderli gruplar halinde gezerler ve nezih diye nitelendirebileceğiniz tüm cafe ve restoranları bir anda kalabalık yerler haline dönüştürürler.

İstila sona erdiğinde en sevdiğiniz restorandaki yemeklerden geride kalan tek şey bulaşık yığınlarıdır.

Bir şeyler atıştırmak için kötü bir zaman olduğunu farkeden Onur da, CD lere bakmak, ve bu bir buçuk saati saklanarak geçirmek için Atlas Pasajı’na girdi.

Son gelişinden beri kimse, elindeki eski CDlerini değerlendirmemişti anlaşılan. Buradakiler de hala hatırladığı sırada duruyorlardı. Önde Candan, bir arkasında Björk ve hemen sonra iki klasik müzik albümü.

“Yeni bir şey var mı?” diye sorduğunda, satıcının işaret ettiği yere doğru ilerledi. Birkaç albüme daha baktıktan sonra alelacele telefonuna sarıldı.

“Efend…”

Karşıdaki sesi duyar duymaz konuşmaya başladı Onur.

“Bil bakalım kimin albümünü buldum?”

Ses kesik kesik geliyordu.Onur tekrarladı.

“Kimin albüm…Alo?…Selim beni duyuyor musun?”

Sonra telefon kapandı. Onur CD yi alıp pasajdan çıkınca Selim’i tekrar aradı. Heyecanla bu haberi vermek istiyordu.

“Efendim”

Onur ters giden bir şeyler olduğunu anladı. Selim genellikle Onur aradığında açmaz, sonra kendi arardı. Bu durumdan şikayet ettiğinde de “Sen daha öğrencisin!” diye dalga geçerdi.

“Neyin var?”

Selim olanları anlatmaya başladı. Az sonra Onur, Bakırköy dolmuşlarından birine binmiş, Selim’e gidiyordu.

~~ Birinci Bölümün Sonu ~~

Reklamlar
Etiketler ,

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: