Olduğu Gibi – Bölüm 4

“Cevap vermiyor” dedi Selim. Telefonu kapattı. Hava soğumuştu.

Onur banklardan birine oturmuştu. Yerde sabit bir noktaya dikmişti gözlerini ve arada bir gözleri doluyordu. O kadar dalmıştı ki önünden hızla geçip hastanenin kapısında duran taksi, yerinden sıçramasına sebep olmuştu.

Taksiden Bora’nın annesiyle babası indiler. Adam parayı öderken kadın hastaneye girmişti bile. Selim’in aklına o an, onlara da tam olarak bilgi verilmemiş olabileceği geldi. Peşlerinden koştu.

 

Koridorda, Bora’nın babasının kolundan tuttu Selim.. Adam dönüp Selim’i gördüğünde, kim olduğuna aldırış etmeden:

“Bora nerde?” diye sordu.

Konuşmayı duyan Sunay Hanım da dönüp Selim’e dikti gözlerini. Merak içindeydiler. Selim haklı çıkmıştı.

Ne diyeceğini bilemedi. Sonra ağlamaya başladı.

“Bora’yı kaybettik” diyebildi.

Sunay duyduğu sözleri kabul etmek istemedi.

“Oğlum nerde?” diye bağırmaya başladı. Ferit de karısını duymuyordu sanki. Hiç bir şey duymuyordu. Sakince oturdu hastanenin sandalyelerinden birine.

“Olur mu?” dedi. “Olur mu?”

O ana kadar karısından çok daha güçlü duran adam ellerini yüzüne kapattı. Ellerini yüzünden her çekişinde yüzünün ıslandığı görülüyordu.

“Yapma be oğlum” diyordu adam, sanki Bora’ya sitem ediyordu, O’nunla tartışıyordu.

Sunay Hanım yanına gelen hemşirelere Bora’yı soruyordu.

“Oğlumu görmek istiyorum” diye bağırıyordu.

Selim yanına gitti. Sakinleştirmeye çalıştı kadını. O an Sunay Hanım, Selim’e döndü. Gözlerini onun gözlerine dikti.

“Öldü mü?” diye sordu. Ama bunun inanmamakla ilgisi yoktu. Bu tamamen Selim’i suçlar gibi bir soruydu.

Selim o an yıllar önce yaşadığı güne döndü.

 

14 Şubat 1990

Dışarıda kar vardı.

İki delikanlı duvarları poster ve yapıştırmalarla dolu odada, pek konuşmadan vakit geçiriyorlardı. Gözlüklü olan yatağa yüzüstü uzanmış dergi okuyordu.

Sarışın olan pencerenin yanındaydı. Kar yağması için bekler gibi gökyüzüne bakıyordu.

Gözlüklü çocuk, sayfaları hızlı hızlı çeviriyordu.

Diğeri O’na dönüp:

“Okuyo musun sen şimdi o dergiyi?”

“İlk aldığımda bakarım, sonra okurum”

“3000 liralık ne var onda?”

“Yapıştırma veriyo, poster var”

“Ben sana alırım yapıştırma”

“Niye ki?”

“Bilmem… seviyosan yani”

“Seviyorum ama Blue Jean’inkileri seviyorum”

“İyi”

İkisi de sustular. Sonra gözlüklü derginin sonuna geldi. Diğeri sıkılmıştı.

“Ateri oynayalım mı?”

“A-TA-RI”

“Neyse ne!”

Gözlüklü olan dergiyi alıp çalışma masasının çekmecesine koydu. Çekmecede önceki ayların dergileri vardı. Sarışın olana dönüp:

“Salona kurmamız lazım ama”

“Kuralım o zaman…Annen kızar mı?”

“Yoo”

Salonda, gözlerini televizyona dikmiş oyun oynuyorlardı. Biri gözlüklerini temizlemek için ara verdi. Diğeri ise hala oynuyordu.

“Oğlum dövüyorum seni”

“Ben sıkıldım odaya gidiyorum”

Biraz sonra ikisi de odada sıkılmaya kaldıkları yerden devam ediyorlardı.

Sarışın yatağın yanında yere oturmuş, diğeri de dergiyi tekrar okumaya başlamıştı.

“Kız dergisi o”

“Halt yemişin sen!” Gözlüklü sinirlenmişti.

“Ne kızıyosun be!”

“Murat’ların bana neler yaptığını biliyorsun”

“Manyak oğlum onlar”

“Annemler duyarsa gebertir beni”

“Niye lan, onlar “kız” diyo diye kız mı oldun?”

“Ne biliyim ya”

“Hem ben de bi kızla öpüşmedim. Ben de mi “kız”ım yani?”

“Şule?”

“Daha öpüşmedik oğlum, ciddi ilişki bu”

Gözlüklü güldü.

“Ne gülüyorsun lan?”

“Daha lise’den evleneceğin kızı buldun yani”

“Evlenmem de çıkarız işte”

Gözlüklü, bir an durdu. Sonra uzun zamandır canını sıkan bir şeyi söylemek için ağzını açtı, tam konuşacaktı ki diğeri:

“Sen hiç öpüştün mü?”

“Ben öpüştüm mü?…öpüştüm”

“Kimle?”

Sarışının inanmaz tavrını bastırabilmek için yalan söylemeye çalışan gözlüklü çocuğun bakışlarını kaçırışı görülmeye değerdi.

“Hani bizim yazlık var ya…Orda bi kız vardı”

“Adını söyle hemen”

Sarışın çocuk sorusunu bitirdiğinde, gözlüklü gafil avlandığını düşündü. Aklına hiç isim gelmiyordu.

“S…Selin”

“Ha, peki”

İnanmamıştı sarışın çocuk. Gözlüklü sinirlendi

“Ne oldu ki?”

“Bi şey yok…Kendi kendime deney yaptım”

“Ne deneyi?”

“Ben de ne zaman kız ismi uydurmaya kalksam S ile başlayan isim gelir aklıma”

“Ben uydurmuyorum oğlum”

“Yalan da söyleyemiyorsun”

“Siktir lan”

Sarışının hoşuna gitmişti. Gözlüklü kesinlikle yalan söyleyemediği gibi, küfür de edemiyordu.

Sanki ikisi de diğerinin konuşmasını bekliyordu. Sessizliği sarışın bozdu.

“O zaman bana anlatsana…nasıl öpüşülüyo?”

Gözlüklü paniklemişti. Hiç bilmediği bir şeyi nasıl anlatacağını düşündü… Hem de epey uzun süre düşündü.

“Böyle ağzını “O” der gibi yapıyorsun. Sonra öpüşüyorsun işte. Anlatırken komik oluyo”

Sarışın yatağın üzerine oturmuştu. Gözlüklü sanki bir kıza sarılmış gibi öpüşme taktiği vermeye çalışıyordu.

“Sonra öpüyorsun ama dilini kullanmadan, kızlar sevmiyo onu”

“Yani sadece dudak serbest”

“Evet”

“Yani böyle”

Gözlüklü, sarışının bir şey anlatacağını düşünmüş ancak hazırlıksız yakalanmıştı. Sarışın lafını bitirir bitirmez gözlüklü çocuğun dudağına bir öpücük kondurmuştu.

Gözlüklü çocuk kalakaldı. Ne yapacağını bilemedi ve sonra eliyle ağzını sildi. Ama bunu isteyerek yapmadığı belliydi.

“Napıyosun oğlum!”

“Öpüyorum” dedi sarışın çocuk sonra tekrar öptü gözlüklüyü.

Bir hamle yapıyor öpüp geri kaçıyordu. Gözlüklü ayağa kalktı.

“Ya!”

Sarışın çocuk onu tuttu. Tekrar öptü, ama bu defa korkmadan ve kaçmadan.

Gözlüklü de gözlerini kapatmıştı. İkisi de ilk defa öpüşüyorlardı.

Gözlüklü olan bira tadı alıyordu. Arkadaşı için annesinden gizli dolaptan çaldığı biranın tadını. Kendi ağzında ise içtiği çilekli sütün tadı olmalıydı.

Yatağa oturmuşlardı. Devamlı öpüşüyorlardı. Gözlerini kapatıp kızları hayal etmeye çalışıyorlardı. Ama ikisi de bu hayalden, öpüşmekten aldıkları zevki almıyordu.

Gözlüklü gözünü açtı.

Sonra sarışın çocuğu geri itti.

“Naapıyorsun?”

Sarışın hiç bir şey anlamamıştı önce, ama sonra kapıya baktı.

Odaya giren kadının yüzündeki ifadeyi asla unutamayacaktı.

“Ne oluyor burda!”

“Bişey yok anne”

Gözlüklü çocuk yine yalan söyleyememişti. Ve hiç bir yalan durumu açıklamaya yetmeyecekti o an.

Kadın Selim’e döndü

“Ne oldu dedim?…Kötü bişey oldu mu?”

Selim tek kelime etse kadın O’nu öldürebilirdi sanki. Öfkeden gözleri açılmıştı. Hızlı hızlı nefes alıyordu.

“Oldu mu diyorum?”

Selim az önce sırtından çıkardığı çantasını takıp kaçtı oradan. Bir ayakkabısını tam giyememişti bile. Apartmanın sokak kapısında, hala Sunay Hanım’ın arkasından bağırdığını duyuyordu.

“Bir daha bu eve gelemeyeceksin. Anneni de arıyorum şimdi”

Sarışın çocuk karlarda ağlayarak ve dengesini kaybederek koşuyordu. O eve bir daha hiç giremedi. Ve Sunay Hanım’ı da o günden sonra hiç görmemişti.

O güne kadar.

Sunay Hanım hala karşısında yaş dolu ama suçlayan gözlerle durmuş, Selim’e bakıyordu. Aradan 16 yıl geçmişti ama o bakışlar aynıydı.

“Öldü mü?” diye tekrar etti Sunay Hanım

Selim kadına sarıldı. Ağlıyordu.

16 yıl önceki utanç verici olay için ağlıyordu. Sunay Hanım annesini hiç aramamıştı üstelik. 18 yıllık arkadaşı için ağlıyordu. Sunay Hanım’a yaşattığı o anlar için ağlıyordu. Ve o gün olanlara rağmen bırakmadığı arkadaşını bu kez gerçekten kaybedişine ağlıyordu.

Sonra Sunay Hanım’ın kollarını hissetti sırtında.

“Bora’mız öldü mü Selim?” dedi kadın. Sesi titriyordu.

Birbirlerini bırakmadılar bir kaç dakika.

Onur dışarıdaki bankta oturuyordu hala. Bora’ya çok isteyip de söyleyemediği şeyleri düşünüyordu…Cebinden bir sigara paketi ve çakmak çıkardı. Sigaraları tek tek parçaladı. Sonra çakmağına baktı.

Üzerindeki yazıyı okudu

“Koca bebek!”

Bora kazımıştı yazıyı.

Onur yine ağlıyordu. Sıkıca tutmuştu çakmağı, elinden kayıp düşmesinden korkar gibi…

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: