Sesim Çıkmıyordu Artık

Ateşin yanında ısınmaya çalışıyordu annem. Ablamla ben masanın yanında, yerde oturmuş oyun oynuyorduk. Annem ellerini ovuşturdu, dönüp bana baktı, gülümsedi. Sonra üzerinde oynadığımız halıya baktı, iç geçirdi. Bir zamanlar, ablamla beni, temizlik yaptığı günlerde etrafından dolaştırdığı, anneannemlerden kalma halı şimdi kirden tanınmaz haldeydi. Artık saçlarını da yıkamıyordu. Camları örttüğümüz günden beri.

Ablam, ani bir hamleyle kırmızı arabamı elimden aldığı an bağırmak istedim. Bağıramayacağımı biliyordu. Ne zaman gerildiğimizi hissetse, gözlerini kocaman açıp susturuyordu bizi annem. “Sakın” diyordu fısıltıyla, sonra beni sakinleştirmek için kafamı okşuyordu.

Bulduğumuz su, ablamla bana yetiyordu ancak. Babam eve geldiğinde çantasını masaya bırakıyordu. Sonra sessizce çıkarıyordu içindekileri. Günün en heyecanlı zamanı, çantasını boşaltırken masanın etrafında toplanıp getirdiklerini paylaştığımız dakikalardı.

Babam dün akşam eve dönmedi. Annemin ağladığını duydum gece. Nefesi kesiliyordu. Bağırmak, bir şeyleri kırmak istiyordu belli ki. Kapı aralığından baktığımda eline aldığı yastığı nasıl hırpaladığını gördüm. Annemden ilk defa korktum dün. Eliyle ağzını kapatıp ağladığı anlar gözümün önünden gitmiyor.

Yine dün gece bir kaç defa ablamla yattığımız odaya geldi. Yanımıza yattı. Biraz benim, biraz ablamın. Uzun zamandır odalarımızda uyumuyorduk. Üst kattaki odalara uğramaz olmuştuk. Merdivenler fazla gıcırdıyordu. Ablam bir defa eski odasına gitmek için ilk basamağa adımını attığı anda annemin gözleri kocaman açılmıştı yine. Ablamın ilk ve son denemesiydi.

Sabahtan beri, bize yasakladığı yerde dolaştığını görüyordum annemin, salondaki camın önündeydi. Bizim camlara yaklaşmamız yasaktı. “Sakın ha” diyordu annem, “Ne olursa olsun camlara yaklaşmayın.” Bazen gizli gizli, evin içine sızan güneş ışıklarına dokunuyordum. Sıcaktı. Arada bir yüzümü, çoğu zaman da elimi ısıtmasını seviyordum; ama annem bilmiyordu.

Son bir kaç saattir pencereyle ön kapı arasında mekik dokuyordu annem. Dışarı çıkacak diye ödüm kopuyordu. Dışarıda her ne varsa, babam gibi, O’nu da alabilirdi. Bir an babamı bir daha göremeyeceğimi düşündüm. Ablam az önce elimden aldığı kırmızı arabayı geri verdiğinde sanki tüm o düşündüklerim uçup gitti.

Çünkü o kırmızı arabadakiler bizdik. Önde anneyle baba, arkada iki çocuk oturuyordu. Kapıları açılsa da içerideki o aile dışarı çıkamıyordu. Tıpkı bizim gibi. Ama o beyaz plastik aile mutluydu. Hepsi bir aradaydı. Önde oturan annenin saçları, annemin o zamanki saçlarına benziyor diye “Bak bu biziz” demişti babam. “Annenle ben önde oturuyoruz, çocuklar arkada.” “Tatile mi gidiyolar?” diye sorardım her seferinde. Filmlerde öyle olurdu hep. “Belki” derdi babam. Film seyretmeyeli uzun zaman olmuştu. Karanlığın çöktüğü ilk gün kırmıştı televizyonu babam. O zaman sessiz olmaya gerek yoktu herhalde, çünkü dışarıda bağıran kadınlar, çocuklar ve kapıları yumruklayan insanlar vardı. “Geldiler” diye bağırıyorlardı. Arabalarına binip uzaklaşmalarını dinledik. Babam o gün “Burada güvendeyiz” dedi.

Kapı vurulunca hepimiz yerimizden fırladık. Annem hala sessiz olmamız için uyarıyordu bizi. Masanın yanında kaldık. Babamın çalışıydı bu. Yabancılara kapıyı açmamamız için bulmuştu bu yöntemi. “Tık” “Tık” sonra biraz bekleyip tekrar “Tık!” Üçe kadar sayıyorduk. Tam üç dedğimizde son kez “Tık!” Dün gece ağlayan annemin yüzü gülüyordu. Gözlerinden yaşlar süzüldüğünü gördüm. Sessizce yaklaştı kapıya. Anahtarı o kadar yavaş çevirirdi ki, en ufak ses çıkmazdı. Kilidi açtığı anda kapı büyük bir gürültüyle yerinden çıktı; annemin üzerine düştü. “Gidin!” diye bağırdı annem. Annemin sesini unutmuştum. Bağırmakta zorlanıyordu. Kapıyı üstünden atmaya çalışırken, bir ayak kapıya bastı.

Elimden tutan ablamın beni çektiğini son anda farkedince sendeledim. Bir kaç adım sonra koşmaya başlamıştık. Babam bizi karşısına alıp tembihlemişti. Bir şey olursa, arka bahçeye penceresi olan banyoya gidecektik. Annem kapıyı kilitleyip, babamın banyoya taşıdığı eski dolaplı saati kapının önüne itecekti.

“Ne olursa?” diye sormuştu ablam. “Siz söylediğimi yapın” demişti babam. Annem, babamın bir şeyler söylemesine mani olmuştu gözleriyle.

Banyoya girerken, annemin çığlıkları da bizimle birlikte girdi taş odaya. İçeride yankılandı. Ablamın ağladığını duyuyordum. Ben hiç birşey yapamıyordum. Kapıyı itti ablam. Ama tamamen kapanmadı. O kadar karanlıktı ki, neden kapanmadığını anlamıyorduk. Sonra saati kapının önüne itmeye çalıştı. Saat çok ağırdı. Az sonra, bir zamanlar kırılır diye oynamamızın yasak olduğu dolaplı saat yere düştü, camlı kapısından fırlayan parçalar yüzümde sıyrıklar açmış olmalıydı. Yanağımıni alnımın acıdığını hissediyordum.

Yine de kapanmadı kapı. Yere eğildim. Aralıktan annemi görmeye çalıştım. Isınmak için yaktığı ateşin ışığı aydınlatıyordu yüzünü. Saçları bembeyazdı. Kapıya basan her kimse, kapının üstünden yürümeye devam etti. Annemin bedeni sarsılıyor, kapıdaki adamın her adımında kafası tekrar tekrar yere çarpıyordu. Saçları bembeyaz parlıyordu. “Anne” dedim kısık sesle. Ağlamaya başladım.

Ablam camı açmaya uğraşıyordu. Yerde yatan saat, zaten küçük olan banyoyu daha da daraltmıştı. Bir ara saatten güç alıp pencerenin mandalına ulaşmaya çalıştı. “Hayır” diye bağırdığını duydum. Kafamı kaldırdığımda O da bana bakıyordu. Yüzünde şaşkın bir ifade vardı. Vücudu ağırlaşınca, pencerenin mandalına taktığı parmağı camı açmasını sağladı. Saçlarının beyazlamaya başladığını gördüm. Tam yanıma düştü ablam. Saatin üstüne bastığı ayağının bileğini kavrayan eli gördüm. Kıpkırmızıydı.

Benim açılan cama ulaşmama imkan yoktu. Boyum yetmeyecekti. Ablam bile zar zor uzanabilmişti. Yerimde iyice sindim. Karanlığa saklanmaya çalıştım. Cam açılmıştı, dışarıdan ışık vuruyordu ablamın yüzüne. Ablamın bembeyaz saçları, bembeyaz bedeni tam yanımda yatıyordu. Beni de göreceklerdi.

“Ağlama” dedi kapıdaki. Elini uzatıp bana dokunmaya çalıştı. Olduğum yerde çömelmiş küçücük olmuştum. Kapıdaki, kolunu bana uzattıkça yerde yatan saat bir an hareket ediyor ama kapının açılmasını engelliyordu.

“Ağlama kızım” dedi bu defa. Babamın sesiydi. Kafasını uzatıp aralıktan bana baktı. Yüzünü tam seçemiyordum ama yüzü de eli gibi parlıyordu. Kıpkırmızıydı. Derisi hareket ediyordu. “Baba yapma” dedim. “Bir şey yok” diye cevap verdi. Konuşurken derisi daha korkunç oluyordu. “Hadi aç kapıyı” dedi. “Açamam” diye bağırdım. Ağlamaktan net göremiyordum artık.

“O zaman tut elimi” dedi. “Hayır” dedim. Köşeme sindim. Kapının aralığında bir kafa daha belirdi. “Gelmiyor mu?” diye sordu. “Hayır” dedi babamın sesi. “Tamam zorlamaya gerek yok” dedi diğer kafa. “Gidelim” dedi. “Ablası o işi halleder.”

Konuşanın annem olduğunu farkedince tüylerim ürperdi. Ablamın bembeyaz olan derisi döküldükçe, altından çıkan ıslak deri hareket etmeye başladı. Çığlık atmaya çalıştım ama sesim çıkmıyordu artık.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: