Tag Archives: Olduğu Gibi

Olduğu Gibi – Bölüm 6

Geceden beri aralıksız yağmur yağıyordu. Selim traş oldu. Akşamdan hazırladığı takım elbisesini giydi. Arkadaşına veda ederken elinden geldiği kadar iyi görünmek istedi.

Cami’de toplanan insanların çoğunu tanımıyordu. Onur ve Erdinç’le birlikte bir köşede şemsiyenin altına sığınmışlardı. Erdinç tabutun etrafında duranlara baktı. Bu insanların çoğunu fotoğraflardan tanıyordu; hiçbiriyle yüzyüze gelmemişti. Biri hariç.

Onur’a:

“Şu sakallı adam var ya, amcası. Bizi yolda görmüştü. Bora’yı öpüyordum ve O’na yakalanmıştık…”

Onur, Erdinç’in ağlamaya başladığını görünce sarılmak istedi.

“…İyiyim. Bu adam Bora’ya yapmadığını bırakmamıştı sonradan. “İbne” demiş benim için. Ne işin var o ibneyle demiş”

Erdinç beraber geçirdikleri onca zamanı düşündü. Tabutun başında sırayla nöbet tutan insanlardan biri de Bora’nın amcasıydı. Bora’yı uzun süre zor durumda bırakan, kendisi için ibne diyen, sözde Bora’yı çok seven amcası. Bora’ya dokunmayı özlemişti; sarılmayı, öpmeyi. Ayrıldıklarından beri arkadaş gibi davranmak zorunda kalmıştı. O’nu ne öpebilmiş ne de O’nunla sevişebilmişti. İkisi de kimseyle beraber olmuyordu halbuki.

Erdinç son görevini yapabilmek için tabuta doğru ilerledi.

 

Koşuyorlardı. Yerdeki su birikintilerine basmadan koşmaya çalışıyorlardı. İnsanlar pasajlara, tentelerin altına sığınmışken onlar yağmurda koşuyordu.

“Kaçtaydı film?” diye bağırdı arkadaki.

Öndeki dönüp:

“Bilmem biletler sende ya!”

“Yooo”

“Tabi tabii”

Arkadaki yüzünü iyice buruşturmuştu. Yağmur damlaları huylandırıyordu onu.

“Çok komik görünüyorsun” dedi Bora.

“Sen de çok yakışıklı görünüyorsun” diyerek sarıldı Erdinç ve sonra öptü Bora’yı.

Tam o anda nereden çıktığı belli olmayan o adam dikildi karşılarında.

“Nereye gidiyorsun Bora?”

Bunca insan yağmurdan saklanırken, Bora’nın amcasının yürüyeceği tutmuştu. Onlarla aynı yerde, İstiklal Caddesinin aynı tarafında.

 

Erdinç tabutun yanına geldiğinde Bora’nın amcasıyla göz göze geldiler. Adam tanımazdan geldi Erdinç’i, ve oradan hiç ayrılmayacağını belli etmek ister gibi yerinde hafifçe hareket edip durdu.

Erdinç:

“İzin verirseniz arkadaşıma ben de veda etmek istiyorum” dedi.

Adamın cevabı kesindi

“Gidin burdan”

Adam belli ki bu “ibne”lerin cenazeye gelmesinden epey rahatsız olmuştu. Bora’nın ölümü ya da o an hepsinin Bora’nın cenazesi için toplanmış olması önemsizdi sanki. Erdinç adamın yanına yaklaşıp aynı onun gibi ellerini kavuşturdu ve başını öne eğerek beklemeye başladı. O’nun varlığından rahatsız olduğu için biraz yana kaydı adam. Erdinç’e dokunmaktan kaçınıyordu. Erdinç bu yüzden biraz daha yaklaştı adama. Sonra biraz daha. Adam kazanamayacağını anlamıştı. Hızlıca uzaklaşıp Sunay Hanım’ın yanına gitti. Sunay Hanım ağlamıyordu artık, elindeki mendille ağzını kapatmış, dalgın bakışlarla oğlunu düşünüyordu.

Erdinç tabutun başında yalnız kalmak için elinden geleni yapmıştı ama şimdi içini çok büyük bir acı kaplamıştı. Orada sevgilisiyle, ama yapayalnızdı. Tahta kutuya baktı. Sevdiği adam o kutuda yatıyordu şu an. Uyuyordu. Yalnızca uyuyor olduğunu hayal etti Erdinç. Sonra fısıltıyla bir şeyler söyledi:

“Seni çok seviyorum…Hala…Bunun şaka olduğunu düşünüyorum her an, sanki şimdi gelecekmişsin gibi, Şaka Yaptım diyecekmişsin gibi…”

Selim, Erdinç’in titrediğini farketti.

“Ağlıyor yine”

Onur bu defa bir şey yapmadı.

“Ağlasın rahatlar, sabahtan beri kasıyor kendini”

Erdinç’in söyleyecek başka şeyleri de vardı ama Bora’nın amcası yapacağını yapmış, nöbet için birini yollamıştı. Son kez tabuta dokundu ve Selim’lerin yanına doğru yürüdü. Tüm o saniyeler boyunca ıslanmış olduğunu farketmemişti bile. Yağmur daha da şiddetlenmişti. Tekrar şemsiyenin altına girdiği anda minareden ezan sesi yükseldi.

Erdinç o an katılarak ağlamaya başladı. Diğer tarafta bankta oturan Sunay Hanım da ağlıyordu.

Saatler sonra sağır edici müzikle dans eden insanları yararak, kulise ulaşmaya çalışıyordu Erdinç. Ayla şovuna başlamıştı bile. Hoparlörlerden birinin üzerine çıkmış dans ediyordu. Erdinç’i görünce inip yanına gitti…

“GöT-HAN SENİ SORDU…NERDESİN YA?”

“İÇERİDE KONUŞURUZ” dedi Erdinç.

Ayla arkasından seslendi ama Erdinç çoktan kalabalıkta kaybolmuştu. Ayla hoparlörün yanındaki genç çocuğun yanına gitti. Çocuk, çıktığından beri O’nu seyrediyordu. Dans etmeye başladılar. Sonra çocuğun elinden tutup az evvelki yerine çıktı. Dansına devam etti.

Erdinç odaya girdiğinde, İsmet’le burun buruna geldi. O kadar bezgindi ki elindeki çantayı koltuğun yanına bırakıp, oturdu. Sonra:

“Ne istiyorsun İsmet?” diye sordu.

İşyerinde kendisinden daha kıdemliydi İsmet. Erdinç İsmet’e bağlı olarak çalışıyordu. Her işin onayı İsmet’ten alınıyordu. Ve İsmet şu anda bir gay bar’ın, peruklarla, kostümlerle dolu odasında karşısında dikilmiş O’na bakıyordu. Erdinç ilk defa “BEY” diye hitap etmemişti İsmet’e. İki seçeneği vardı, ya üste çıkacaktı, ya da işini kaybetmemek için İsmet’in yapacaklarına göz yumacaktı.

“Seninle konuşmak istiyorum ama burada olmaz”

Erdinç sahneye çıkacağını, hazırlanması gerektiğini bahane edecekti ki Gökhan içeri girdi.

“Oo…Madonna Bey sonunda teşrif etiler…Üstelik barın kapanmasına yakın gelmesi yetmiyormuş gibi misafir de getirmiş”

“Benim misafirim değil”

“Neyse ne!”

Gökhan makyaj masasına dayandı ve kollarını kavuşturdu.

“Burada çalışmaya başladığından beri, “emir büyük yerden gelmiş olmasaydı” deyip duruyorum. Ama artık yeter.”

Gökhan söylediklerinden büyük keyif alıyordu.

“Seni kovuyorum, hem kötü dans ettiğin, hem de o erkek suratını ne yaparsan yap kadına benzetemediğin için…”

O arada kapı açıldı ve Fırat girdi içeri. Gökhan’ın odada olduğunu görmemiş gibi Erdinç’e:

“İyi misin? Merak ettim” dedi.

Gökhan, Fırat’a baktı sonra tekrar Erdinç’e döndü.

“Bir de bu sebep var tabi” dedi.

Fırat, Erdinç’in etrafında olmaktan hoşlanıyordu. Şimdiye kadar hiç bir şey belli etmemişti. Ama bugünkü meraklı hali tüm parçaları bir araya getirmişti. Ayla’ya içki getirdiğinde, bardağı almaya geldiğinde, Erdinç O’ndan bir şeyler istediğinde o halleri, Erdinç’e bakışları. Hepsi anlam kazanmıştı. Ancak Gökhan bu işten hiç memnun değildi. Belki de Erdinç’i kovmak istemesinin tek sebebi Fırat’ın O’na olan ilgisiydi. Erdinç de Gökhan’ı yok sayarak:

“Bir şey yok, çıkışta anlatırım” dedi.

Bu Gökhan’ı daha da sinirlendirmişti.

“Çıkışı beklemene gerek yok şimdi çıkıyorsun” dedi Gökhan. Sonra Fırat’a döndü:

“Benimle gel kasayı sayacağım”

Erdinç sırt çantasını aldı. Bir kaç eşya koydu içine sonra İsmet’e dönüp:

“Çıkalım mı?” diye sordu.

Bardan çıktılar. Oturacak açık bir yer aradılar. Az sonra bir meyhaneye girdiler.

Ayla şovu bitince, gözlerini bir an ayırmadan kendisini seyreden çocuğun kulağına bir şeyler fısıldadı. Sonra odaya gitti. On dakika sonra bardan çıkmaya hazırdı. Çocuk da arkadaşlarıyla vedalaştı. İçlerinden biri elindekini çocuğa uzattı. O da kimse farketmeden arka cebine soktu. Sonra gömleğini cebinin üzerine indirip, bıçağın şişkinliğini gizledi. Ardından Ayla’nın yanına gitti.

Ayla’nın evine doğru yürürlerken, arkalarından üç kişi daha geliyordu. Çocuğun az önce vedalaştığı arkadaşları.

 

Etiketler , ,

Olduğu Gibi – Bölüm 5

Erdinç odaya döndüğünde Ayla ortalıkta yoktu. Biraz sonra Ayla’nın, soyunma kabininden gelen sesi ile irkildi. Odayı boş zannediyordu ama duyduğu seslere bakılırsa kabinde bir kişi daha vardı. Bu konuda daha önce tartışmışlardı ama Ayla uslanmayacaktı belli ki. Üstelik Erdinç artık ders verecek gücü bulamıyordu kendinde. Makyaj masasına oturdu. Aynaların ışığını açtı. Peruğunu çıkardı; ter içinde kalmıştı. Ayla’nın zevkten inleyişini ve arada bir de sinirli sesini duyuyordu.

“Dur yapma diyorum”

“Hadi lütfen!”

“Ay defol şurdan çık dışarı hadi”

Kabinde olanlar hiç umrunda değildi Erdinç’in. Az sonra Fırat girdi odaya. Erdinç’le gözgöze geldiler.

“Burada mı?” diye sordu Fırat.

Erdinç kafasıyla kabini işaret etti. Kabinin perdesi fazlasıyla hareketliydi. Fırat yüzünü ekşitti.

“Ayla Hanım sıranız geldi” diye seslendi; Erdinç’le gülüştüler.

“Ay hanım diyen dilini yerim senin, geliyorum şekerim fermuarım sıkıştı da”

“Ben yardım edebilirim isterseniz”

Ayla’nın o an panikten titreyen sesi duyuldu:

“Ay yok ayol ben hallediyorum… Hah oldu oldu”

Fırat içerde olan biteni biliyordu elbette, yine de bu oyuna devam etti. Sonra gülerek dışarı çıktı. Erdinç makyajını silerken, telefonundaki cevapsız aramalara baktı. Selim aramıştı defalarca. “Ne istiyorsun?” diye söylendi; telefonla kavga eder gibi. Aynaya bakarak makyajını silmeye devam etti.

O gece kulüp yine tıklım tıklımdı. İnsanlar ipini koparmış gibi doluşmuştu İstiklal caddesine, ve tüm eğlence yerleri hınca hınç dolmuştu.

Erdinç tuvaletten çıkmış, arkadaşlarının yanına doğru ilerliyordu. İnsanların arasından geçmeye çalıştı. Herhangi bir yakınlaşmaya izin vermemek için arkası dönük insanların yanından geçerken o da sırtını dönüyordu. Tırmalanmaya veya kıskanç sevgililer tarafından hırpalanmaya niyeti yoktu.

Tam bu şekilde ilerlerken yanından geçtiği adamlardan biri hızlıca sarıldı Erdinç’e. Sonra boynundan öptü. Erdinç’i yakalamıştı ve kendine doğru bastırıyordu. Kapana düşmüş fare gibi çırpınıyordu Erdinç.

“Tanışabilir miyiz?” dedi adam ama çoktan tanışmaktan öteye geçmişlerdi.

Oflayıp poflayarak adamın kollarından kurtuldu Erdinç.

“Çekil şurdan!”

Sonra biraz önceki özeni bir kenara bırakıp, insanları yararak ilerledi. Arkadaşlarının yanına geldi. Sevgilisine sarılıp dudaklarından öptü. Ardından da olanları anlattı.

Sevgilisinin arkadaşlarından Selim gülmeye başladı.

“Aferin oğlum, bu sefer iyi yere atmışsın kapağı” dedi Bora’ya. Bora’nın yüzü kızarmıştı. Erdinç olan biteni anlamaya çalışırken, az önceki adam yanlarına geldi.

Selim adamın yanağına bir öpücük kondurdu.

“Testi geçtiniz Erdinç Bey” dedi. “Tanıştırayım, bu Kayahan”

Erdinç Bora’ya sinirli bir bakış fırlattı. O sırada Bora utançtan ölmek üzereydi. Kulağına bir şeyler fısıldayarak Erdinç’i yatıştırmaya çalıştı.

“Selim sarhoş biraz kusuruna bakma. Benim bu oyundan haberim yoktu” dedi.

Erdinç çok kızmıştı ama Bora’nın doğru söylediği belliydi.

Zoraki gülerek elini uzattı.

“Kusura bakma, Selim’in arkadaşı olduğunu bilseydim…”

“Önemli değil canım…” diye atladı Kayahan, “…öptüm ya zaten”

Erdinç daha da sinirlenmişti ancak eğleniyor gibi görünmeye çabalıyordu. Adam kendisinden epey büyüktü. Bu tip adamların 20’lik gençlere, şaka yollu yanaşma çabalarını biliyordu. Hatta az önce kendisine zorla sarıldığında, adamın sertleştiğini hissetmişti. Erdinç sakinleşmek için dans etmeye başladı.

“Madem arkadaşınız, o zaman dans etmemiz sorun olmaz değil mi?” diye sordu Selim’e.

Kayahan sırıttı,

“Gençlerle başa çıkmak zor işte”

Bora’ya söylediği bu söz, Bora’nın Erdinç’ten sadece üç yaş büyük olması sebebiyle pek de etkili olmamıştı. Erdinç, Kayahanın elinden tuttu ve peşinden, dans eden insanların arasına doğru çekti. Bora ve Selim’den yeterince uzaklaşmışlardı. Dans etmeye başladılar. Az sonra çok daha güzel parçalar çalmaya başlamıştı.

“Bayılıyorum bu şarkıya” dedi Erdinç

“Ben ilk defa dinliyorum” dedi Kayahan

“Aaa çok güzeldir”

Kayahan gözlerini Erdinç’ten alamıyordu. Erdinç bunu farketmişti. Arkasından geçen barmen O’nu itince Kayahan’a biraz daha yaklaşmıştı. Dans ederken sordu:

“Selim’le sevgili misiniz?”

“Yok yahu Selim benden çok genç”

“E olsun ne olur ki?”

“O istiyor ama ben düşünmüyorum”

Kayahan başka birini düşünüyordu belli ki.

“Bence yaş o kadar mühim değil, mesela ben çoluk çocuktan hoşlanmıyorum”

“Ama Bora da senin yaşlarında”

“Evet ama ne bileyim bir şeyler eksik sanki”

Kayahan konuşmanın ilerleyişinden epey hoşlanmıştı. Bu sefer ilk soran o oldu.

“İdealin değil mi Bora?”

“Tip olarak değil, sadece iyi anlaşıyoruz” dedi Erdinç.

“Sen nasıl tiplerden hoşlanıyorsun?”

Erdinç dans etmeye devam etti, sonra şarkının nakaratında Kayahan’ın gözlerinin içine bakarak şarkıyı söylemeye başladı

“…100 percent… pure love!”

Kayahan’a gülümsedi. Kayahan’ın hoşuna gitmişti. Sonra Erdinç biraz yaklaştı. Arkasını dönüp, sırtını yasladı Kayahan’a. İlk yakınlaşmalarındaki gibi Kayahan’ın kollarını tutup kendi önünde birleştirdi. O’nunla birlikte hareket ettirmeye başladı vücudunu. Yüzünü göremiyordu ama büyük ihtimalle sırıtıyor olmalıydı Kayahan. Biraz sonra adam yine sertleşmişti. Şarkı bittiğinde yine aynı şekilde kolundan tutup Bora ve Selim’in yanına getirdi Kayahan’ı.

“Çıkalım mı?” diye sordu Bora’ya.

Bora gece kötü bir şey olmadan bitsin istiyordu. Çıkarken Erdinç, Selim’e döndü:

“Ben testi geçtim, ama senin beğendiğin ve söylediğine göre seninle ciddi bir ilişki düşünmeyen bu adam iki defa ereksiyon olarak sınıfta kaldı.”

Sonra Bora’yla birlikte bardan çıktılar.

Erdinç makyajını silerken o geceyi hatırlamaktan rahatsız olmuştu. Selim’i sırf Bora’nın arkadaşı olduğu için sevmek zorunda kalmıştı uzun süre. Sonradan bir kaç defa aradaki buzlar erir gibi olduysa da; asla arkadaş olmamışlardı. Bir buçuk sene önce Bora’yla ayrıldıklarında iyi kötü arkadaş kalmayı becermişlerdi; ama ikisi de hayatlarına kimseyi sokmuyordu. Görüştüklerinde tehlikeli yakınlaşmalar oluyordu, ama orada kalıyordu her şey. Belki de becerememişlerdi.

Ayla nın sesi duyuldu yeniden.

“Ay yeter bırak, çıkmam lazım”

Kabinden çıkmaya çalışıyordu. Perde kafasına takılmıştı.

“Hadi dışarı hadi”

Erdinç Ayla’nın kabinden dışarı çıkardığı adamı görünce ne yapacağını bilemedi. Adam iş arkadaşı İsmet’ti. İsmet pantolonunu toplamakla meşguldü. Erdinç bu arada nasıl saklanacağını düşündü.Peruğunu eline aldı ama çok geç olduğunu farketti. İsmet şaşkın gözlerle aynadan Erdinç’e bakıyordu. Artık makyajı da yoktu yüzünde. Erdinç sadece kadın kıyafetleri ile oturuyordu sandalyede. İsmet bir an durakladı sonra:

“Erdinç?”

Erdinç tam bir şey söyleyecekti ki Ayla durumu kurtarmaya çalışarak

“Ne Erdinç’i şekerim? Aa Erdinç dedi sana ayol!” diye araya girmeye çalıştı

“Nasılsınız İsmet Bey?”

“Oğlum bu ne hal?”

Erdinç içinden bir sürü şey geçirdi, bir sürü şey söyleyebilirdi.

Ardından Fırat girdi içeri tekrar. “Ayla hadi!”

Ayla, İsmet’i iterek dışarı çıkardı.

“Hadi yavrum, yapacağını yaptın, işini bitirdin Naşşşş!”

Kapıyı kapatınca korkudan Erdinç in yüzüne bakamadı. Tam çıkacakken “Kusura bakma” diyebildi. Erdinç uzun zamandır Ayla’nın gerçek ses tonunu duymamıştı. Oflayarak sandalyesine yaslandı. Az önce apar topar takmaya çalıştığı peruğunu masanın üzerine attı. Selim’e telefon etti. Artık daha kötü ne olabilirdi ki?

Etiketler

Olduğu Gibi Bölüm 1

“Sorun sen değilsin…”

Nasıl olsa, cümlenin nasıl tamamlanacağını biliyordu. Bir mucize olmasını beklemek yerine kırmızı düğmeye bastı. Telefonun tekrar çalmasını bekledi. Umudunu yitirip ağlamaya başladığı sırada, banyoda, soğuk suyun altındaydı; vücudunu sertleştiren suyun içeri sızıp kalbini dondurmasını diliyordu.

Banyodan çıkınca telefonundaki rehberden son konuştuğu numarayı sildi. Ardından hızla bir başka numarayı tuşladı.

Beşiktaş sahilinde öğle yemeği sonrası, çaylarını içen kalabalık grubun masasındaki telefonlarından bir çalmaya başladı. Telefonun sahibi ekrandaki isme baktı. “Selim” yazıyordu. Cevap vermeden önce kalkıp, biraz uzaklaştı.

“Selim bey?”

“Öğle yemeğini böldüm galiba”

“Evet evet. Sağolun siz nasılsınız?”

“Bora! Lütfen rahat konuşabileceğin bir yere geç”

Bora neredeyse cafenin dışına kadar yürüdü. Ardından:

“Ayrıldınız mı?”

Sorduğu sorunun cevabını  biliyordu aslında.Selim’in titreyen sesinden belliydi. Bu sırada gerçeğin yüzüne çarptığını hisseden Selim ağlamaya başladı.

“Selim…Saat 13:24.Tam 4 saat 6 dakika sonra senin evin yolunu tutmuş olacağım”

Telefonu kapatıp cebine koyarken hem Selim’e, hem de işe dönmek zorunda oluşuna kızıyordu.

İstiklal Caddesi’ndeki öğrencilerin çoğaldığını farkettiğinizde saatinize bakmadan zamanı tahmin edebilirsiniz.Aynısı bankacılar için de geçerlidir ancak bir farkla!

Onları öğle saatlerinde görmek kötüye işarettir. Çünkü yemek yiyebileceğinizi sakin bir yer bulmanız neredeyse imkansızdır. Klonların saldırısı başlamıştır ve artık nereye bakarsanız yemek yiyen takım elbiseli erkekler görürsünüz. Üçerli ya da dörderli gruplar halinde gezerler ve nezih diye nitelendirebileceğiniz tüm cafe ve restoranları bir anda kalabalık yerler haline dönüştürürler.

İstila sona erdiğinde en sevdiğiniz restorandaki yemeklerden geride kalan tek şey bulaşık yığınlarıdır.

Bir şeyler atıştırmak için kötü bir zaman olduğunu farkeden Onur da, CD lere bakmak, ve bu bir buçuk saati saklanarak geçirmek için Atlas Pasajı’na girdi.

Son gelişinden beri kimse, elindeki eski CDlerini değerlendirmemişti anlaşılan. Buradakiler de hala hatırladığı sırada duruyorlardı. Önde Candan, bir arkasında Björk ve hemen sonra iki klasik müzik albümü.

“Yeni bir şey var mı?” diye sorduğunda, satıcının işaret ettiği yere doğru ilerledi. Birkaç albüme daha baktıktan sonra alelacele telefonuna sarıldı.

“Efend…”

Karşıdaki sesi duyar duymaz konuşmaya başladı Onur.

“Bil bakalım kimin albümünü buldum?”

Ses kesik kesik geliyordu.Onur tekrarladı.

“Kimin albüm…Alo?…Selim beni duyuyor musun?”

Sonra telefon kapandı. Onur CD yi alıp pasajdan çıkınca Selim’i tekrar aradı. Heyecanla bu haberi vermek istiyordu.

“Efendim”

Onur ters giden bir şeyler olduğunu anladı. Selim genellikle Onur aradığında açmaz, sonra kendi arardı. Bu durumdan şikayet ettiğinde de “Sen daha öğrencisin!” diye dalga geçerdi.

“Neyin var?”

Selim olanları anlatmaya başladı. Az sonra Onur, Bakırköy dolmuşlarından birine binmiş, Selim’e gidiyordu.

~~ Birinci Bölümün Sonu ~~

Etiketler ,